Menü

Sıfıra Doğru…

Dokuz canın bile olsa, en fazla sekiz kere kaçabiliyorsun ölümden. İnsan bunu okuyunca durup düşünüyor: Hayat dediğimiz şey gerçekten de kaçışlardan mı ibaret? Ertelediğimiz yüzleşmeler, “daha sonra” dediğimiz pişmanlıklar, “bir gün” diye kandırdığımız vicdanlar… Yedi düvele sultan olsan ne yazar… Bugün adına saray dediğin yer, yarın başkasının gölgesinde kalacak bir taş yığını. Güç dediğimiz şey, insanın kendini avutma biçimi belki de. Çünkü altı mekan bile etmiyor sonunda. Altı adımlık bir toprak… Ne manzara var, ne alkış, ne de itibar. En fazla beş metre kumaş… Bütün hayatın özeti bu kadar işte. Yıllarca “üstüme ne giyerim” diye düşündüğümüz dünyada, son kıyafetimiz ölçüyle kesiliyor. Ne markası önemli, ne rengi. Herkese eşit. Dört… Gözünü kapatacaksın. Ve belki ilk defa gerçekten göreceksin. Kaçırdığın sevgileri, söyleyemediğin sözleri, kıydığın kalpleri… Bu dünya üç günlük dünya denir ya, meğer üç bile çokmuş. Azrail’in yanında iki kat olsan da nafile… Ne dua pazarlığı tutuyor, ne gözyaşı. İnsan en çok da burada anlıyor ne kadar aciz olduğunu. Hayat boyunca “kontrol bende” sanırken, aslında hiçbir şeyin bizde olmadığını. Elbet bir gün öleceksin. Bu cümle sert değil, gerçek. Sert olan, bunu bile bile yaşamayı becerememek. Kırarak, ezerek, boş yere büyüterek egomuzu… Sanki sıfıra dönmeyecekmişiz gibi. Ve işte o zaman… Her şey 0’dan başlayacak. Belki de mesele kaç yaşadığımız değil, sıfıra varmadan önce kaç kalbe dokunduğumuzdur. Çünkü sonunda herkes aynı noktada eşitleniyor. Sultan da, kul da… Geriye sadece iz kalıyor. İyi mi, kötü mü… İşte onu bu dünyadayken yazıyoruz.
PAYLAŞ:
OKUNMA: 38

YORUMLAR

A
ahmet 09.02.2026 23:07

gerçekten mükkemmel yazı

K
KENAN 09.02.2026 23:01

TEBRİKLER

YORUM YAP